Archive for the Category ◊ Doğal Hayat ◊

13 Eki 2010 Türkiye’nin Doğal Mirasını Koruyacak 1001 Kişi Aranıyor
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off
Wwf-türkiye (doğal Hayatı Koruma Vakfı) Biyolojik Çeşitlilik Konusunda Farkındalık Yaratmak ve Doğa Koruma Çalışmalarını Ülke Geneline Yaymak Amacıyla 1001 Kişiden Toplayacağı Bağışlarla ‘Türkiye’nin Canı Kampanyası’ Başlatıyor
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) biyolojik çeşitlilik konusunda farkındalık yaratmak ve doğa koruma çalışmalarını ülke geneline yaymak amacıyla 1001 kişiden toplayacağı bağışlarla ‘Türkiye’nin Canı Kampanyası’ başlatıyor.
WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak yazılı açıklamasında, 35 yıllık doğa koruma deneyiminin ve uzmanlığının ışığında, Anadolu’da tehlike altında olan ya da kaybolmaya yüz tutmuş canlı türlerinin korunmasına yönelik yeni bir kampanya başlatacaklarını belirtti.
‘Türkiye’nin Canı’ adı verilen kampanyayla biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik projelerin geliştirilmesi, uygulanması, somut sonuçlara ulaşılması ve kalıcı çözümler oluşturulmasının hedeflendiğini ifade eden Baştak, şunları kaydetti:
‘Ayrıca Anadolu’da geleneksel yaşam biçimleriyle iç içe geçen, ancak kaybolmaya yüz tutan doğal değerlerin korunması ve özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların doğadan sürdürülebilir yararlanma biçimlerini benimseyerek yaşam standartlarını iyileştirmesi amaçlanıyor. 1001 kişiden toplanacak bağışlarla ülkemizin biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan projelerin desteklenmesine yönelik bir fon oluşturacağız. İlk aşamada ülkemizdeki doğal mirasa sahip çıkmak için kampanyayı destekleyen kişilerden 1001 TL bağış alırken, ülkemizde nesli tehlike altında olan türler hakkında bilgilendirme çalışmaları yapacağız. İkinci aşamada ise biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik projeleri olan ve bunlara finansal destek arayan yerel sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir hibe çağrısında bulunacağız.’
- PROJELERİN DEĞERLENDİRME SÜRECİ-
Baştak, hibe çağrısından sonra kendisine ulaşan tüm projelerin değerlendirilmek üzere seçici kurula gönderileceğini açıkladı.
Başvuruların öncelikli olarak ihtiyaç, katılımcılık, uygulanabilirlik, sürdürülebilirlik ve kalıcılık gibi kriterler doğrultusunda değerlendirileceğini anlatan Baştak, açıklamasını şöyle sürdürdü:
‘Seçici kuruldan geçen proje sahipleri, finansal destek görüşmeleri için İstanbul’a davet edilecek. Seçim sürecinin ardından finale kalan projelere yönelik bir günlük çalıştay düzenlenecek. Çalıştayın ardından Seçim süreci tamamlanacak ve proje sahipleri çalışmaya başlamak üzere alanlara dönecekler. Projelerin yürütme aşaması, düzenli olarak izlenip değerlendirilecek ve kampanya katılımcılarına destek oldukları projeler hakkında raporlar gönderilecek. 2010 Biyolojik Çeşitlilik Yılı vesilesiyle yürütülecek kampanya kapsamında oluşturulacak fon ile gerçekleştirilecek hibe programı 2011 yılının mayıs ayında başlayacak.’
Baştak, uygarlıkların beşiği olan Anadolu’nun bereket fışkıran topraklarında gurur duyulacak bir doğal zenginliğe sahip olunduğunu belirtti.
Ancak doğanın tehdit altında olduğunu ifade eden Baştak, şunları kaydetti:
‘Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) 2008 Kırmızı Listesi’nde, Türkiye’de küresel ölçekte tehlike altındaki tür ve alt tür sayısı 134. Son 30-40 yılda, Türkiye’deki pek çok çeşit, geri dönülemez biçimde tahrip edildi. Doğal mirası korumak bizim elimizde. Bunun için 35 yıllık doğa koruma geçmişimizi ve deneyimimizi, alanın ihtiyaçlarını en doğru biçimde belirleyen ve en etkin şekilde çözümler üreten yerel sivil toplum kuruluşlarının gelişmesi için kullanacağız.
13 Eki 2010 Kaplumbağa ‘Isabell Dalyan’ 40 yıl sonra denizle buluştu
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off
Ünlü Fransız denizci Kaptan Custo tarafından 1970 yılında Akdeniz açıklarında bulunan ve koruma altına alınan yeşil deniz kaplumbağası “Isabell Dalyan”, Muğla’da denizle tanıştı. Yaklaşık 300 turistin uğurladığı kaplumbağa, suya girmemekte ısrar edince bakıcıları yardım etti.
İtalya’nın Napoli şehrindeki Aquarium Tedavi Merkezi’nde 30 yıldır yaşayan yeşil deniz kaplumbağası, Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesindeki İztuzu plajından, küçük bir törenle suya salındı. Plajdaki turistlerin görmek istemesi sebebiyle ürken Isabell Dalyan, bir süre denize girmek istemedi. Merkez Sorumlusu Doç. Yakup Kaska ve 10 yıldır bakıcılık yapan Dr. Sandra Schofled, denize girerek kaplumbağanın açığa ulaşmasını bekledi. İztuzu plajındaki törene, “caretta carettaların annesi” olarak ünlenen İngiliz yazar June Haimoff da katıldı.
Pamukkale Üniveristesi Öğretim Üyesi Doç. Kaska, 10 yıl Almanya’nın Stuttgart, 30 yıl da İtalya’nın Napoli şehrindeki kaplumbağa tedavi merkezinde yaşayan 45 yaşındaki İsabell’in, uydu takip cihazıyla birlikte denize salındığını söyledi. Doğal hayatla ilk defa buluşması sebebiyle korktuğunu belirten Kaska, “40 yıl önce ünlü denizbilimci Jak Custo tarafından yaralı halde bulunan ve o zamandan beri akvaryumda yaşayan Isabell isimli yeşil deniz kaplumbağasına, biz de Dalyan ismini koyduk. 40 yıl sonunda yumurtlayacak erginliğe ulaştı. Napoli’deki akvaryuma döllenmemiş yumurtalarını bıraktı. İtalyan yetkililer de denize salınması kararı verdi. Akdeniz’de balıkçılık yapılmayan, doğal yaşam alanları koruma altındaki en güvenilir yer olan İztuzu plajı seçildi. Isabell Dalyan’ı doğal yaşamda birçok tehlike bekliyor fakat biz, uydu takip cihazıyla bunlara müdahale edecek sistemi oluşturduk. Vatandaşlarımızın da üzerinde uydu vericisi olan bir kaplumbağayı kıyılarda görmesi halinde bize bildirmesini istiyorum.” dedi.
Isabell Dalyan’a İtalya’daki Aquarium Araştırma Merkezi’nde 10 yıldır bakıcılık yapan Dr. Schofled ise kaplumbağa denize salınırken duygulandı. Uzun süre okşayan Schofled, gözyaşlarını tutamadı.
12 Eki 2010 Zehir Azaldı Ama Endişe Sürüyor
 |  Category: Doğal Hayat, Çevre Felaketleri, Çevre Haberleri  | Comments off
Macaristan’da bir fabrikadan sızan atığın kirletmesiyle ulaşmasıyla alarma geçilen Tuna Nehri’nde zehir seviyesi azaldı. Ekolojik felaket endişesi dinse de yetkililer zehrin havaya karışmasından korkuyor
Macaristan’da, ABD’de Meksika Körfezi’nde olduğu gibi tarihin büyük çevre felaketlerinden biri olmasından korkulan kimyasal atık sızıntısında iyi haber: Yetkililer, Tuna Nehri’ndeki zehirli atık seviyesinin düştüğünü açıkladı.
Bir alüminyum fabrikasından sızan zehirli atığın seviyesindeki düşüş, ekolojik felaket endişelerini azalttı. Ancak artan ısıyla birlikte kuruyan zehirin havaya karışabileceği kaygısı devam ediyor.
Ülkenin acil durum yetkilisi Tibor Dobson, yeni verilerin Tuna nehrindeki kirlilik seviyesinin azaldığını gösterdiğini açıkladı. Bu verilere göre nehirdeki Ph seviyesi 9’dan 8-8.2’ye düştü. Suyun nötr Ph derecesi 7, ancak 6.5-8.5 aralığındaki rakamlar da güvenli sayılıyor.
Zehir havaya karışabilir
İçişleri Bakanı Sandor Pinter de Tuna Nehri’nin artık biyolojik zarar tehlikesi altında olmadığını söyledi. Pinter, kirliliğin içme sularına ulaşmadığını da ekledi.
Ancak uzmanlar şimdi de ısınan havaların yaratabileceği sorunlara dikkat çekiyor. Şu ana kadar yağmur, zehirli çamurun ıslak kalmasını sağladı. Ancak güneşli ve sıcak hava, çamuru kurutarak zehirin yayılmasına neden olabilir. Eğer bu olursa yetkililer daha geniş bir bölgenin boşaltılması kararıyla karşı karşıya kalabilir.
Çevre Bakanı Zoltan Illes, çamurun ‘yüksek miktarda ağır metal’ içerdiğini, ‘eğer bu metaller kurursa rüzgârla birlikte ağır metal zehirlenmesinin solunum sistemine taşınabileceğini’ açıklıyor. Macaristan, zehirli çamurun kontrol altına alınması konusunda Avrupa Birliği’nden de yardım istedi. AB Krizle Mücadele Komisyonu üyesi Kristalina Georgiave’ye göre, “Bu tür felaketler ülke sınırlarında durmuyor, dolayısıyla en verimli yardımın yapılabilmesi için Avrupa’nın ortak müdahalesi şart.”
Tuna Nehri’nin geçtiği hat boyunca uzanan Hırvatistan, Sırbistan ve Romanya acil durum planları yapıyor. Yetkililer kirlilikle mücadele için nehirlere kil ve asitten oluşan bir karışım döküyor.
‘Türkiye için tehdit yok’
Çevre ve Orman Bakanlığı, kazanın Türkiye için tehdit oluşturmadığını söylüyor. Bakanlığın yazılı açıklamasıda, Tuna Nehri’nin Korunması Uluslararası Komisyonu’nun kaza sonrasında atığın bir kısmının nehre ulaştığını fakat toksisite etkisinin düşürüldüğünü, şu anda sınır ötesi etkilerinin olmayacağını açıkladığı belirtildi.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’ysa felaketin Karadeniz’e kıyısı olan Türkiye için tedirginlik yaratıcı bir durum doğurduğunu söylüyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın derhal mevcut kirliliği ölçüp izleme çalışmalarına başlaması gerektiği belirtilen açıklamada, Tarım Bakanlığı’nın da faaliyete geçmesi isteniyor.
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz de işler yolunda gitmezse kimyasal zehir taşıyan kızıl çamurun içindeki ağır metallerin Tuna Nehri üstünden Karadeniz’e ulaşmasının birkaç ayı bulabileceğini belirtiyor. Erüz, çamurun önce geniş alandaki toprağa yayıldığını ve toprağın çamur içindeki ağır metallerin büyük kısmını emdiğini anlatıyor.
Ülkenin batısındaki Ajka alüminyum fabrikasından 1 milyon ton zehirli atık, önceki gün atığın toplantıdığı göletin setlerinin yıkılması sonucu çevreye yayıldı. Zehirli atık tabakası şimdiye dek yedi kişinin ölümüne yol açtı; en az 120 kişi hastanelerde tedavi altında, üç kişiyse hâlâ kayıp
14 Tem 2010 Tarım, Dünya ve Doğal Hayat
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Binlerce yıl önce, şu an üzerinde bitkisel ve hayvansal üretim yaptığımız; fabrikalar kurup şehirler türettiğimiz uçsuz bucaksız ovalarda ve hatta dağ tepelerde yemyeşil ormanlar, çayır ve mer’alar vardı. Buralarda büyük hayvan sürüleri otlamakta, çeşit çeşit kuşlar böcekler oradan oraya dolaşmakta ve belki şu an yok olmuş binlerce çeşit bitki türü yaşamaktaydı.

Bugün Anadolu topraklarında var olan birçok canlı türü o zamanlar yoktu. Domates yoktu mesela; biber, patlıcan yoktu. Bugün yetiştirdiğimiz, evcilleştirdiğimiz birçok hayvan çok farklı bir görünüşe ve davranış kalıbına sahipti. Örneğin atın boyu ancak köpek kadardı ve insanlar atı ilk olarak binek amaçlı değil gıda kaynağı olarak evcilleştirmişlerdi. O zamanlar büyük bitki hastalıkları yoktu. Doğal seçilim çerçevesinde zayıf gen kaynakları yeni kuşaklar üretemiyor ve böylece yeni gen kaynakları çevre etkilerine daha mukavim oluyordu. Bir türün sayısı, o türün predatörü (avcısı) başka bir tür ile baskı altında tutuluyor ve böylece doğal kaynakların sınırsızca ve diğer türleri yok edecek şekilde tüketilmesi önleniyordu. İnsanoğlu da bu ortamda kendi doğasına uygun olarak avcılık ve toplayıcılık yapıyor; doğal felaketler ve doğal seçilim dışındaki az miktar tür hariç hiçbir canlı türü yok olmuyor; soykırıma uğramıyor ve yaşam hakkı elinden alınmıyordu.

Bir gün dünyanın bir yerinde insanlar, çeşitli tohumların toprağa atılıp sulandığı zaman more…

27 Eyl 2009 Floranın Organizmadaki Rolü
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Flora da bulunan mikropların çoğu, onlara zarar vermeksizin yaşamlarını sürdürürler.

Vücudun ısısından, nemin den ve döküntü maddelerinden yararlanırlar. Bir çeşit ortak yaşama içindedirler. Örneğin sindirim sistemin de ki bazı mikroorganizmalar bir kısım vitaminleri özellikle K vitaminini sentez ederler. Bağırsakta bulunan bakteriler de, sindirilmiş besin atıklarının fermantasyonun da etkili olurlar. Yine bir bölgedeki flora bakterilerinin yarattıkları ortam koşulları bazı patojen bakterilerin yerleşmesini önlerler.
more…

26 Eyl 2009 Suların Dezenfeksiyonu
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Suların dezenfeksiyonun da klor verici maddeler kullanılır.

Şehir şebekesi suları gibi büyük miktarlardaki suyun dezenfeksiyonun da klorinatör denilen cihazlarla su içerisine gaz şeklinde klor verilir. Etkin bir klorlama da, klorlama işleminden bir saat sonra klorlanmış suda, litrede 0.2 mg bağımsız klor bulunması gerekir.
more…

18 Eyl 2009 Samsun’da ölü yunuslar
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Denize dökülen fuel-oil atığı nedeniyle yüzlerce martı ve balıktan sonra aynı bölgede yunuslar da ölmeye başladı.

Balıkçıların ihbarı üzerine mobil santralın bulunduğu Samsun’un Çınarlık Beldesi’ne giden Jandarma, sahilde çok sayıda ölü yunus buldu.
more…

05 Tem 2009 Ekoloji
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Ekoloji, bir anlamda çok yeni bir dal sayılırken diğer bir yönden de epey eskidir. Yakın zamana kadar biyolojinin içinde önemsiz bir araştırma dalı gibi görülmüşse de, bitki ve hayvanların çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran bir bilim dalı olarak da ifade edebüiriz. Ekoloji başka bir ifade ile, disiplinler arası bir bilim dalıdır. “Ekoloji”, 1867 yılında ilk olarak Alman biyoloji uzmanı Ernest Haeckel tarafından kullanılmıştır. Sözcük anlamı, konut veya ev bilimi olarak ifade edilmiştir. Ekoloji, çeşitli türdeki canlıların çevreleri ile uyumlu olarak nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini veya bu canlı varlıkların hangi şartlar altında besinlerini ve ihtiyaçlarını karşıladıklarını ve çeşitli fonksiyonların ne tür bir canlı topluluğu içinde yürütüldüğünü inceleyen bilim koludur.
more…

04 Tem 2009 Tehlike altındaki kuş yaralı bulundu
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan toy kuşu Muş’ta yaralanmış.

Toy (Otis tarda), nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan ve ‘Hassas’ (Vulnerable) kategorisinde sınıflandırılmış bir tür.
more…

03 Tem 2009 Kaçak avcılar doğayı tehdit ediyor
 |  Category: Doğal Hayat  | Comments off

Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki dağlarda yaşayan, ”kayaların usta tırmanıcısı” olarak bilinen çengel boynuzlu dağ keçilerinin kaçak avcılık tehdidi altında olduğu, özellikle son 20 yılda, yaşadıkları birçok alanda sayılarının azaldığı, bazı yerlerde de yok oldukları bildirildi.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Bilgin, biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’de birçok canlı türünün çeşitli nedenlerle tehlike altında olduğunu belirtti.
more…