<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ÇEVRE VE TEKNOLOJİLERİ KULÜBÜ &#187; Doğal Hayat</title>
	<atom:link href="http://www.cevtek.org/category/dogal-hayat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cevtek.org</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Dec 2010 10:56:03 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Doğal Mirasını Koruyacak 1001 Kişi Aranıyor</title>
		<link>http://www.cevtek.org/turkiyenin-dogal-mirasini-koruyacak-1001-kisi-araniyor/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/turkiyenin-dogal-mirasini-koruyacak-1001-kisi-araniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Oct 2010 13:58:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alican</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal Miras]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Doğal Mirası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[
Wwf-türkiye (doğal Hayatı Koruma Vakfı) Biyolojik Çeşitlilik Konusunda Farkındalık Yaratmak ve Doğa Koruma Çalışmalarını Ülke Geneline Yaymak Amacıyla 1001 Kişiden Toplayacağı Bağışlarla &#8216;Türkiye&#8217;nin Canı Kampanyası&#8217; Başlatıyor
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) biyolojik çeşitlilik konusunda farkındalık yaratmak ve doğa koruma çalışmalarını ülke geneline yaymak amacıyla 1001 kişiden toplayacağı bağışlarla &#8216;Türkiye&#8217;nin Canı Kampanyası&#8217; başlatıyor.
WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div>Wwf-türkiye (doğal Hayatı Koruma Vakfı) Biyolojik Çeşitlilik Konusunda Farkındalık Yaratmak ve Doğa Koruma Çalışmalarını Ülke Geneline Yaymak Amacıyla 1001 Kişiden Toplayacağı Bağışlarla &#8216;Türkiye&#8217;nin Canı Kampanyası&#8217; Başlatıyor</div>
<div>WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) biyolojik çeşitlilik konusunda farkındalık yaratmak ve doğa koruma çalışmalarını ülke geneline yaymak amacıyla 1001 kişiden toplayacağı bağışlarla &#8216;Türkiye&#8217;nin Canı Kampanyası&#8217; başlatıyor.</div>
<div>WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak yazılı açıklamasında, 35 yıllık doğa koruma deneyiminin ve uzmanlığının ışığında, Anadolu&#8217;da tehlike altında olan ya da kaybolmaya yüz tutmuş canlı türlerinin korunmasına yönelik yeni bir kampanya başlatacaklarını belirtti.</div>
<div>&#8216;Türkiye&#8217;nin Canı&#8217; adı verilen kampanyayla biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik projelerin geliştirilmesi, uygulanması, somut sonuçlara ulaşılması ve kalıcı çözümler oluşturulmasının hedeflendiğini ifade eden Baştak, şunları kaydetti:</div>
<div>&#8216;Ayrıca Anadolu&#8217;da geleneksel yaşam biçimleriyle iç içe geçen, ancak kaybolmaya yüz tutan doğal değerlerin korunması ve özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların doğadan sürdürülebilir yararlanma biçimlerini benimseyerek yaşam standartlarını iyileştirmesi amaçlanıyor. 1001 kişiden toplanacak bağışlarla ülkemizin biyolojik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan projelerin desteklenmesine yönelik bir fon oluşturacağız. İlk aşamada ülkemizdeki doğal mirasa sahip çıkmak için kampanyayı destekleyen kişilerden 1001 TL bağış alırken, ülkemizde nesli tehlike altında olan türler hakkında bilgilendirme çalışmaları yapacağız. İkinci aşamada ise biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik projeleri olan ve bunlara finansal destek arayan yerel sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir hibe çağrısında bulunacağız.&#8217;</div>
<div>- PROJELERİN DEĞERLENDİRME SÜRECİ-</div>
<div>Baştak, hibe çağrısından sonra kendisine ulaşan tüm projelerin değerlendirilmek üzere seçici kurula gönderileceğini açıkladı.</div>
<div>Başvuruların öncelikli olarak ihtiyaç, katılımcılık, uygulanabilirlik, sürdürülebilirlik ve kalıcılık gibi kriterler doğrultusunda değerlendirileceğini anlatan Baştak, açıklamasını şöyle sürdürdü:</div>
<div>&#8216;Seçici kuruldan geçen proje sahipleri, finansal destek görüşmeleri için İstanbul&#8217;a davet edilecek. Seçim sürecinin ardından finale kalan projelere yönelik bir günlük çalıştay düzenlenecek. Çalıştayın ardından Seçim süreci tamamlanacak ve proje sahipleri çalışmaya başlamak üzere alanlara dönecekler. Projelerin yürütme aşaması, düzenli olarak izlenip değerlendirilecek ve kampanya katılımcılarına destek oldukları projeler hakkında raporlar gönderilecek. 2010 Biyolojik Çeşitlilik Yılı vesilesiyle yürütülecek kampanya kapsamında oluşturulacak fon ile gerçekleştirilecek hibe programı 2011 yılının mayıs ayında başlayacak.&#8217;</div>
<div>Baştak, uygarlıkların beşiği olan Anadolu&#8217;nun bereket fışkıran topraklarında gurur duyulacak bir doğal zenginliğe sahip olunduğunu belirtti.</div>
<div>Ancak doğanın tehdit altında olduğunu ifade eden Baştak, şunları kaydetti:</div>
<div>&#8216;Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) 2008 Kırmızı Listesi&#8217;nde, Türkiye&#8217;de küresel ölçekte tehlike altındaki tür ve alt tür sayısı 134. Son 30-40 yılda, Türkiye&#8217;deki pek çok çeşit, geri dönülemez biçimde tahrip edildi. Doğal mirası korumak bizim elimizde. Bunun için 35 yıllık doğa koruma geçmişimizi ve deneyimimizi, alanın ihtiyaçlarını en doğru biçimde belirleyen ve en etkin şekilde çözümler üreten yerel sivil toplum kuruluşlarının gelişmesi için kullanacağız.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/turkiyenin-dogal-mirasini-koruyacak-1001-kisi-araniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaplumbağa &#8216;Isabell Dalyan&#8217; 40 yıl sonra denizle buluştu</title>
		<link>http://www.cevtek.org/kaplumbaga-isabell-dalyan-40-yil-sonra-denizle-bulustu/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/kaplumbaga-isabell-dalyan-40-yil-sonra-denizle-bulustu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Oct 2010 13:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alican</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Dalyan]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kaplumbağa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=584</guid>
		<description><![CDATA[
Ünlü Fransız denizci Kaptan Custo tarafından 1970 yılında Akdeniz açıklarında bulunan ve koruma altına alınan yeşil deniz kaplumbağası &#8220;Isabell Dalyan&#8221;, Muğla&#8217;da denizle tanıştı. Yaklaşık 300 turistin uğurladığı kaplumbağa, suya girmemekte ısrar edince bakıcıları yardım etti.
İtalya&#8217;nın Napoli şehrindeki Aquarium Tedavi Merkezi&#8217;nde 30 yıldır yaşayan yeşil deniz kaplumbağası, Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesindeki İztuzu plajından, küçük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div>Ünlü Fransız denizci Kaptan Custo tarafından 1970 yılında Akdeniz açıklarında bulunan ve koruma altına alınan yeşil deniz kaplumbağası &#8220;Isabell Dalyan&#8221;, Muğla&#8217;da denizle tanıştı. Yaklaşık 300 turistin uğurladığı kaplumbağa, suya girmemekte ısrar edince bakıcıları yardım etti.</div>
<div>İtalya&#8217;nın Napoli şehrindeki Aquarium Tedavi Merkezi&#8217;nde 30 yıldır yaşayan yeşil deniz kaplumbağası, Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesindeki İztuzu plajından, küçük bir törenle suya salındı. Plajdaki turistlerin görmek istemesi sebebiyle ürken Isabell Dalyan, bir süre denize girmek istemedi. Merkez Sorumlusu Doç. Yakup Kaska ve 10 yıldır bakıcılık yapan Dr. Sandra Schofled, denize girerek kaplumbağanın açığa ulaşmasını bekledi. İztuzu plajındaki törene, &#8220;caretta carettaların annesi&#8221; olarak ünlenen İngiliz yazar June Haimoff da katıldı.</div>
<div>Pamukkale Üniveristesi Öğretim Üyesi Doç. Kaska, 10 yıl Almanya&#8217;nın Stuttgart, 30 yıl da İtalya&#8217;nın Napoli şehrindeki kaplumbağa tedavi merkezinde yaşayan 45 yaşındaki İsabell&#8217;in, uydu takip cihazıyla birlikte denize salındığını söyledi. Doğal hayatla ilk defa buluşması sebebiyle korktuğunu belirten Kaska, &#8220;40 yıl önce ünlü denizbilimci Jak Custo tarafından yaralı halde bulunan ve o zamandan beri akvaryumda yaşayan Isabell isimli yeşil deniz kaplumbağasına, biz de Dalyan ismini koyduk. 40 yıl sonunda yumurtlayacak erginliğe ulaştı. Napoli&#8217;deki akvaryuma döllenmemiş yumurtalarını bıraktı. İtalyan yetkililer de denize salınması kararı verdi. Akdeniz&#8217;de balıkçılık yapılmayan, doğal yaşam alanları koruma altındaki en güvenilir yer olan İztuzu plajı seçildi. Isabell Dalyan&#8217;ı doğal yaşamda birçok tehlike bekliyor fakat biz, uydu takip cihazıyla bunlara müdahale edecek sistemi oluşturduk. Vatandaşlarımızın da üzerinde uydu vericisi olan bir kaplumbağayı kıyılarda görmesi halinde bize bildirmesini istiyorum.&#8221; dedi.</div>
<div>Isabell Dalyan&#8217;a İtalya&#8217;daki Aquarium Araştırma Merkezi&#8217;nde 10 yıldır bakıcılık yapan Dr. Schofled ise kaplumbağa denize salınırken duygulandı. Uzun süre okşayan Schofled, gözyaşlarını tutamadı.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/kaplumbaga-isabell-dalyan-40-yil-sonra-denizle-bulustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zehir Azaldı Ama Endişe Sürüyor</title>
		<link>http://www.cevtek.org/zehir-azaldi-ama-endise-suruyor/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/zehir-azaldi-ama-endise-suruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 13:42:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alican</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Felaketleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[ÇEVRE]]></category>
		<category><![CDATA[çevre felaketi]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=571</guid>
		<description><![CDATA[
Macaristan&#8217;da bir fabrikadan sızan atığın kirletmesiyle ulaşmasıyla alarma geçilen Tuna Nehri&#8217;nde zehir seviyesi azaldı. Ekolojik felaket endişesi dinse de yetkililer zehrin havaya karışmasından korkuyor
Macaristan’da, ABD’de Meksika Körfezi’nde olduğu gibi tarihin büyük çevre felaketlerinden biri olmasından korkulan kimyasal atık sızıntısında iyi haber: Yetkililer, Tuna Nehri’ndeki zehirli atık seviyesinin düştüğünü açıkladı.
Bir alüminyum fabrikasından sızan zehirli atığın seviyesindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div>Macaristan&#8217;da bir fabrikadan sızan atığın kirletmesiyle ulaşmasıyla alarma geçilen Tuna Nehri&#8217;nde zehir seviyesi azaldı. Ekolojik felaket endişesi dinse de yetkililer zehrin havaya karışmasından korkuyor</div>
<div>Macaristan’da, ABD’de Meksika Körfezi’nde olduğu gibi tarihin büyük çevre felaketlerinden biri olmasından korkulan kimyasal atık sızıntısında iyi haber: Yetkililer, Tuna Nehri’ndeki zehirli atık seviyesinin düştüğünü açıkladı.</div>
<div>Bir alüminyum fabrikasından sızan zehirli atığın seviyesindeki düşüş, ekolojik felaket endişelerini azalttı. Ancak artan ısıyla birlikte kuruyan zehirin havaya karışabileceği kaygısı devam ediyor.</div>
<div>Ülkenin acil durum yetkilisi Tibor Dobson, yeni verilerin Tuna nehrindeki kirlilik seviyesinin azaldığını gösterdiğini açıkladı. Bu verilere göre nehirdeki Ph seviyesi 9’dan 8-8.2’ye düştü. Suyun nötr Ph derecesi 7, ancak 6.5-8.5 aralığındaki rakamlar da güvenli sayılıyor.</div>
<div>Zehir havaya karışabilir</div>
<div>İçişleri Bakanı Sandor Pinter de Tuna Nehri’nin artık biyolojik zarar tehlikesi altında olmadığını söyledi. Pinter, kirliliğin içme sularına ulaşmadığını da ekledi.</div>
<div>Ancak uzmanlar şimdi de ısınan havaların yaratabileceği sorunlara dikkat çekiyor. Şu ana kadar yağmur, zehirli çamurun ıslak kalmasını sağladı. Ancak güneşli ve sıcak hava, çamuru kurutarak zehirin yayılmasına neden olabilir. Eğer bu olursa yetkililer daha geniş bir bölgenin boşaltılması kararıyla karşı karşıya kalabilir.</div>
<div>Çevre Bakanı Zoltan Illes, çamurun ‘yüksek miktarda ağır metal’ içerdiğini, ‘eğer bu metaller kurursa rüzgârla birlikte ağır metal zehirlenmesinin solunum sistemine taşınabileceğini’ açıklıyor. Macaristan, zehirli çamurun kontrol altına alınması konusunda Avrupa Birliği’nden de yardım istedi. AB Krizle Mücadele Komisyonu üyesi Kristalina Georgiave’ye göre, “Bu tür felaketler ülke sınırlarında durmuyor, dolayısıyla en verimli yardımın yapılabilmesi için Avrupa’nın ortak müdahalesi şart.”</div>
<div>Tuna Nehri’nin geçtiği hat boyunca uzanan Hırvatistan, Sırbistan ve Romanya acil durum planları yapıyor. Yetkililer kirlilikle mücadele için nehirlere kil ve asitten oluşan bir karışım döküyor.</div>
<div>‘Türkiye için tehdit yok’</div>
<div>Çevre ve Orman Bakanlığı, kazanın Türkiye için tehdit oluşturmadığını söylüyor. Bakanlığın yazılı açıklamasıda, Tuna Nehri’nin Korunması Uluslararası Komisyonu’nun kaza sonrasında atığın bir kısmının nehre ulaştığını fakat toksisite etkisinin düşürüldüğünü, şu anda sınır ötesi etkilerinin olmayacağını açıkladığı belirtildi.</div>
<div>TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’ysa felaketin Karadeniz’e kıyısı olan Türkiye için tedirginlik yaratıcı bir durum doğurduğunu söylüyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın derhal mevcut kirliliği ölçüp izleme çalışmalarına başlaması gerektiği belirtilen açıklamada, Tarım Bakanlığı’nın da faaliyete geçmesi isteniyor.</div>
<div>Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz de işler yolunda gitmezse kimyasal zehir taşıyan kızıl çamurun içindeki ağır metallerin Tuna Nehri üstünden Karadeniz’e ulaşmasının birkaç ayı bulabileceğini belirtiyor. Erüz, çamurun önce geniş alandaki toprağa yayıldığını ve toprağın çamur içindeki ağır metallerin büyük kısmını emdiğini anlatıyor.</div>
<div>Ülkenin batısındaki Ajka alüminyum fabrikasından 1 milyon ton zehirli atık, önceki gün atığın toplantıdığı göletin setlerinin yıkılması sonucu çevreye yayıldı. Zehirli atık tabakası şimdiye dek yedi kişinin ölümüne yol açtı; en az 120 kişi hastanelerde tedavi altında, üç kişiyse hâlâ kayıp</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/zehir-azaldi-ama-endise-suruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarım, Dünya ve Doğal Hayat</title>
		<link>http://www.cevtek.org/tarim-dunya-ve-dogal-hayat/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/tarim-dunya-ve-dogal-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 17:34:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[TARIM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[Binlerce yıl önce, şu an üzerinde bitkisel ve hayvansal üretim yaptığımız; fabrikalar kurup şehirler türettiğimiz uçsuz bucaksız ovalarda ve hatta dağ tepelerde yemyeşil ormanlar, çayır ve mer’alar vardı. Buralarda büyük hayvan sürüleri otlamakta, çeşit çeşit kuşlar böcekler oradan oraya dolaşmakta ve belki şu an yok olmuş binlerce çeşit bitki türü yaşamaktaydı.
Bugün Anadolu topraklarında var olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;color: #000080">Binlerce yıl önce, şu an üzerinde bitkisel ve hayvansal üretim yaptığımız; fabrikalar kurup şehirler türettiğimiz uçsuz bucaksız ovalarda ve hatta dağ tepelerde yemyeşil ormanlar, çayır ve mer’alar vardı. Buralarda büyük hayvan sürüleri otlamakta, çeşit çeşit kuşlar böcekler oradan oraya dolaşmakta ve belki şu an yok olmuş binlerce çeşit bitki türü yaşamaktaydı.</p>
<p>Bugün Anadolu topraklarında var olan birçok canlı türü o zamanlar yoktu. Domates yoktu mesela; biber, patlıcan yoktu. Bugün yetiştirdiğimiz, evcilleştirdiğimiz birçok hayvan çok farklı bir görünüşe ve davranış kalıbına sahipti. Örneğin atın boyu ancak köpek kadardı ve insanlar atı ilk olarak binek amaçlı değil gıda kaynağı olarak evcilleştirmişlerdi. O zamanlar büyük bitki hastalıkları yoktu. Doğal seçilim çerçevesinde zayıf gen kaynakları yeni kuşaklar üretemiyor ve böylece yeni gen kaynakları çevre etkilerine daha mukavim oluyordu. Bir türün sayısı, o türün predatörü (avcısı) başka bir tür ile baskı altında tutuluyor ve böylece doğal kaynakların sınırsızca ve diğer türleri yok edecek şekilde tüketilmesi önleniyordu. İnsanoğlu da bu ortamda kendi doğasına uygun olarak avcılık ve toplayıcılık yapıyor; doğal felaketler ve doğal seçilim dışındaki az miktar tür hariç hiçbir canlı türü yok olmuyor; soykırıma uğramıyor ve yaşam hakkı elinden alınmıyordu.</p>
<p>Bir gün dünyanın bir yerinde insanlar, çeşitli tohumların toprağa atılıp sulandığı zaman <span id="more-441"></span>büyüdüklerini öğrendi. Bu tohumlardan zamanla o topladıkları ürünler çıkıyordu. Böylece bu ürünleri toplamak için uzun uzun dolaşmak, çeşitli tehlikelere maruz kalmak gerekmiyordu. Tüketilmek istenen ürün bir yıl önceden yeterli suyu olan bir yere ekiliyor ve ürünler olgunlaştığı zaman rahatça toplanıp götürülüyordu.</p>
<p>Benzer şekilde avlamak için uzun uzun aranıp bin bir tehlikeye maruz kalarak avlanan hayvanların yavrularını etrafı kapalı bir yere koyup yem verdiğinizde, hem büyüdükleri zaman rahatça kesip yiyebiliyordunuz; hem de bu hayvanların başka çeşit çeşit faydaları oluyordu. Mesela süt veriyorlardı, binek hayvanı oluyorlar uzak yerlere rahatça gitmenizi sağlıyorlardı. Savaşlarda gücünüzü arttırıyor, mağaraya koyduğunuzda ısı veriyorlardı. Böylece insanoğlu bu rahat, keyifli ve lüks tarımlı hayata hemen adapte oldu. Tarımı iyi yaptıkça işler daha da değişti. Mesela bir kişi de tohumları dikebilmeleri için çubukları üretmeye başladı. Bir kişi hayvanlara rahat binmek için ottan oturaklar yaptı.</p>
<p>Zamanla herkes tohumları toplayıp kendine ayırdığı yerlere bu tohumları ekmeye başladı. Herkesin tarlaları, bahçeleri ve sürüleri olmaya başladı. Benim tarlam şurası senin bahçen burası diyenler arasında sınır kavgaları olmaya başladı. Birleşince daha güçlü olduklarını anlayan insanlar mevcut klanlarını, arazi sınırları ile iyice belirginleştirip o arazileri yabancı işgalcilere karşı savunmaya başladılar. Eskiden canlarını ve az miktar mallarını savunmak ve sosyalleşmek için birleşen insanlar artık topraklarını, hayvanlarını ve zamanla çeşitlenen tüm eşyalarını korumak için toplanıp örgütlendiler. Bu koruma işi için asker sınıfı oluştu, bekçiler-polisler oluştu. Kimileri yiyecek üretiyor; kimileri klanın diğer işleri ile ilgileniyordu.</p>
<p>Tüm bunlar olurken kimse yurdundan edilen bir dağ aslanının ya da evinden kovulan bir sinek kuşunun hakkını düşünmedi. Bırakın onları, rahata alışan insanoğlu yakaladığı güçsüz, topluluğundan ayrılmış insanları yakalayıp tarlalarda çalıştırmaya, ev işleri ve diğer işlerde kullanmaya başladı. Hayvanların insan emrinde kullanıldıkları gibi, zayıf insanlar da daha üstün insanların emrinde kullanılabilirdi ve o dönemki görüşe göre bunda hiç sorun yoktu. Hatta ünlü bilgin Aristoteles bile köleliği savunuyordu.</p>
<p>Zamanla artık paylaşacak hiç boş toprak kalmadı. İnsanların çoğunluğu tarlalarda çalışıyor, az bir kesim askeri, dini ve yönetimsel işlerle uğraşıyordu. Büyük savaşlar çıktı ve topraklar, kaynaklar paylaşılmaya çalışıldı. Kaynaklar az geldikçe gemilerle yeni yerler keşfedilip el konuldu. Yetmedi, yetmedi ve yetmedi. Sonunda dünyanın her yeri insanın kullandığı fabrikalar haline geldi.</p>
<p>Artık daha fazla toprağın yeterli olmadığını gören insanoğlu, tarımsal üretimde yenilikler bulma yoluna gitti. Aynı alanda daha fazla ürün üretmek için yöntemler geliştirdi. Buğdayı yiyen bir çekirge sürüsünün üzerine zehir boşalttı. Mecburdu çünkü artık o çekirge sürüsü ile baş edecek predatörler (avcılar) yok olmuş ya da sayıları azalmıştı. Bitkilerin ve hayvanların hangi maddeler ile daha iyi büyüdüklerini araştırıp sadece bu maddeleri ayrıştırarak onlara verdi. Topraklar gitgide doğal kullanımdan çıktı ve plansızca kaynaklar tüketildi. Geniş düzlüklerde çok insan çalıştırmak zor ve verimsiz olduğunda motorlu araçlar kullandı. Daha fazla ve daha fazla için ortaya çıkan her sorunda hemen anlık çözümler buldu ve uyguladı. Daha doğrusu uygulayan klanlar daha güçlü oldu, uygulayamayanlar ezildi.</p>
<p>Öyle bir dönem geldi ki bitkilerin ve hayvanların, gerekli tüm besinleri alsalar ve onlara zarar veren her tür dış etmen yok edilse de daha fazla ürün üretebilmeleri gerekti. O zaman bu canlıların genetik yapıları değiştirildi. Daha çok ürün vermeleri için yaradılışları yeniden programlandı.</p>
<p>Ve artık son noktaya gelindi. Yoğun üretimler ve yoğun kullanımlar sonucu koca dünya, basit bir sera gibi ısındı doğal su dengesi anormalleşti.</p>
<p>İnsanoğlu mutlaka buna da bir çözüm yolu bulacak. Mutlaka daha da fazla ürün üretilecek ve eskiden o buğday dediğimiz bitki belki bir süre sonra dönem dönem hem mısır hem buğday hem arpa ve başka ürünleri veren ağaçlara dönüşecek. Hatta belki özel üretim yerlerinde sadece bu embriyo tohumların dokuları üretilecek ve tarım bir fabrikasyona dönüşecek. Et için hayvanlar kesilmeyecek ve et, süt laboratuarda üretilecek. Bunlarla ilgili çalışmalar ilerliyor. Totipotensi kuralına göre bir hücreden bir tam organizma üretilebilindiği bilinmekte ve bu bilgi kullanılıyor. O halde uygun ortamda bir avuç mısırı gerekli maddeleri vererek binlerce avuç olarak çoğaltmak mümkün. Yapay et artık laboratuarda üretilebiliyor.</p>
<p>Peki, ne olacak? Gelecekte durum ne olacak? Görülüyor ki insanoğlu bilinçlendikçe nüfus artışı yavaşlıyor. Belki nüfus artışı zaman içinde sürdürülebilir bir düzeye gelecek. Gıda ürünleri tamamen fabrikalarda üretilecek. Nüfus artmadığı için şehirler büyümeyecek.</p>
<p>İşte belki 100-200 yıl içerisinde gelinecek nokta bu. Bu noktada, yukarıda hakkının yenmiş olduğundan dem vurduğumuz dağ aslanı ve sinek kuşunun hakkını geri verebilecek miyiz? İnsan doğa ile uyumlu ve barışık şekilde yaşayabilecek mi? Diğer canlıların da özgürce doğalarını yaşayabilecekleri ve bizim bilinçsizce gasp ettiğimiz alanları onlara geri verebilecek miyiz?</p>
<p>İnanıyorum ki insanoğlu insanların köleliğine son verdiği gibi diğer canlıları da köle olarak kullanmaktan 100-200 yıl içinde vazgeçecektir. Ancak işte o zaman bir sorun ile karşılaşacağız. Kaybolan gen kaynakları!</p>
<p>Bir daha kelaynak olmayacak belki, bir daha Anadolu leoparı göremeyeceğiz, Akdeniz foku, Mpingo ağacı… Son 20 senede dünyada soyu tükenen bitki ve hayvan türlerinin tahmini sayısı 100.000&#8242;dir. İnsanoğlu olarak bu vebali geri ödeyebilecek miyiz? Yoksa bu bilgiler bizim için anlamsız sayılar ve yazılar olmaya devam mı edecek? Peki, nereye kadar? Evcilleştirdiğimiz birkaç tür haricinde yapayalnız kalana kadar mı?</p>
<p>Açıkçası umutsuz ve karamsar olmaktansa, gıda ürünlerini doku kültürü yöntemleri ile özel tesislerde üretileceğini düşünüyorum. Bunun dışında tarım arazileri tamamen doğal tarımsal üretim mekânları ve gen merkezleri olacak. Hatta tümü doğal parklar haline getirilecektir. İşte o zamana kadar torunlarımıza, en azından bu günkü gen kaynaklarını bırakabilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bununla ilgili olarak tarımsal anlamda ilk etapta yapmamız gereken birkaç küçük uygulama var. Ben bu uygulamaları “İyi Tarım Uygulamaları” denetimi yaptığım tarla ve bahçelerde açıklıyorum ancak standardın zorunlu kuralları olduğu ve her uygulamamız ticari kaygılar içermek zorunda olduğu için uygulanmıyor. Gelin “İyi Tarım Uygulamaları” standardındaki bu maddeleri aşağıda inceleyelim, belki bu makale aracılığı ile ticari kaygılar haricinde de bazı uygulama yapar, önlemler alabiliriz:</p>
<p></span><span style="font-family: Arial">13.1.1 Çiftçi tarımsal faaliyetlerinin çevreye olan etkilerini anlıyor ve değerlendiriyor mu?</span></p>
<p><span style="font-family: Arial">Çiftçi besin kaybı gibi çevresi üzerinde potansiyel negatif etkilerini asgariye indirmeyi önemsiyor ve bu konudaki bilgi ve becerilerini gösteriyor olmalıdır.</p>
<p>13.1.2 Çiftçi çevresindeki halk, flora ve fauna üzerindeki çevresel faydaları nasıl arttıracağını hesaba katıyor mu?</p>
<p>Hem bireysel çiftçiler hem de grup katılımında, çevresel destek planları içinde faaliyetlerine dair somut eylemler ve uygulama başlangıçları olmalıdır.</p>
<p>13.2.1 Vahşi Hayat ve Koruma Politikaları için koruma yönetim planı hem ayrı ayrı hem de bölgesel olarak tanımlanmış mı?</p>
<p>Vahşi hayatı koruma ifadeleri dokümante edilmelidir. (Bu ifade size, sizin üretiminize uygun, sizi ve bölgenizi anlatacak şekilde olmalıdır. HOE)</p>
<p>13.2.2 Yetiştirici kendi arazisi için doğal hayat yönetimi ve koruma politikası planına sahip mi?</p>
<p>Çiftlik için dokümante edilmiş doğal hayatı koruma planı olmalıdır. Burada bölgesel yada ulusal planların çiftlikte uygulanması da sağlanmalıdır.</p>
<p>13.2.3 Bu politikalar sürdürülebilir ticari tarımsal üretime uyumlu mu ve çevresel etkileri asgariye indiriyor mu?</p>
<p>Koruma planının içeriği ve amaçları sürdürülebilir tarım ile uyumlu olmalı ve çevresel etkileri azalttığını göstermelidir.</p>
<p>13.2.4 Plan, çiftlikte mevcut hayvan ve bitki çeşitlerini anlamayı temel alan şekilde mi tasarlanmış?</p>
<p>Koruma planında, planlanacak faaliyetlerin çiftlikteki fauna ve floranın mevcut seviyesini (bölge, koşullar vb.) temel alarak bir denetim yapılacağı konusunda bir taahhüt vardır.</p>
<p>13.2.5 Plan çiftlik üzerindeki habitata gelecek zarardan ve kötüye gidişten kaçınılacak faaliyetlerle mi tasarlanmış?</p>
<p>Koruma planı içerisinde, önceliklerin ve çiftlik üzerindeki habitata gelecek zararı ve kötüye gidişi düzeltecek faaliyetlerin açık bir listesi olmalıdır.</p>
<p>13.2.6 Plan çiftlikteki habitatı zenginleştirmek ve biyoçeşitliliği arttıracak faaliyet planları oluşturularak mı tasarlanmış?</p>
<p>Koruma planı içerisinde, çiftlik üzerindeki flora ve faunanın varlığını sürdürebileceği habitatın zenginleşmesi ve biyoçeşitliliğin arttırılmasına yönelik faaliyetlerin ve önceliklerin açık bir listesi bulunmalıdır.</p>
<p>13.3.1 Koruma alanlarındaki tarım yapılmayan, boş araziler için dönüşüm göz önünde tutuluyor mu?</p>
<p>Eğer uygulanabilirse, flora ve fauna için belirlenmiş koruma alanları içerisindeki verimsiz arazilerin dönüşümü için planlar olmalıdır. <span style="color: #000080"></p>
<p>Özellikle son madde için şunu eklemem gerekir ki, mutlaka her üretici, diğer canlıların da doğal olarak yaşayabileceği bir alan ayırmalıdır. Bir tavşan hatta bir ayı, bir köyde ona ayrılmış doğal bir geçit vasıtası ile diğer bir alana geçebilmelidir. Ayı ve domuz gibi bitkisel ve hayvansal üretime zarar verecek canlılara karşı bu doğal geçidin iki tarafı, gizli çitler ve tel örgülerle kapatılabilir. Ancak bilmeliyiz ki dedeleri bin yıllardır özgürce bir bölgeden diğer bölgeye geçmiş bir canlının yolunun üzerine koca bir köy, şehir kurup “sen buradan geçemezsin, geçersen öldürürüz” deme hakkımız yok.</p>
<p>Zaman geçiyor. İnsanoğlu zaman içerisinde kirletip bozduğu yakıp yıktığı her şeyi bilgisi ve pişmanlığı ile sarmaya başladı. Emin olunuz artık ülkemizde de bitkilerde tarım ilacı ve hormon kullanımı kontrol altında. Çevre kirliliğine karşı önlemler alınmaya başlandı. İyiye doğru ciddi bir ilerleme var. Şahsen ben yılda en az otuz gün boyunca yukarıda gördüğümüz sorular gibi iki yüz elli soruyu üreticilere sorup mantıklı ve olumlu cevaplar alıyor ve mutlu oluyorum. Hepimiz bir ucundan tutarsak gitgide daha temiz, daha çeşitli ve daha mutlu bir dünyaya kavuşacağımıza inanıyorum. Bu gidişin bilimdeki gelişmeler ve insan duyarlılığındaki artış ile kuvvetlenip, canlılara özgürlüklerini vereceğini ve insanoğlu olarak yaptığımız soykırımı durduracağını düşünüyorum.</p>
<p>Düşünüyorum, istiyorum, inanıyorum, umuyorum…<br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/tarim-dunya-ve-dogal-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Floranın Organizmadaki Rolü</title>
		<link>http://www.cevtek.org/floranin-organizmadaki-rolu/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/floranin-organizmadaki-rolu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 16:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[Flora da bulunan mikropların çoğu, onlara zarar vermeksizin yaşamlarını sürdürürler. 
Vücudun ısısından, nemin den ve döküntü maddelerinden yararlanırlar. Bir çeşit ortak yaşama içindedirler. Örneğin sindirim sistemin de ki bazı mikroorganizmalar bir kısım vitaminleri özellikle K vitaminini sentez ederler. Bağırsakta bulunan bakteriler de, sindirilmiş besin atıklarının fermantasyonun da etkili olurlar. Yine bir bölgedeki flora bakterilerinin yarattıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Flora da bulunan mikropların çoğu, onlara zarar vermeksizin yaşamlarını sürdürürler. </b></p>
<p>Vücudun ısısından, nemin den ve döküntü maddelerinden yararlanırlar. Bir çeşit ortak yaşama içindedirler. Örneğin sindirim sistemin de ki bazı mikroorganizmalar bir kısım vitaminleri özellikle K vitaminini sentez ederler. Bağırsakta bulunan bakteriler de, sindirilmiş besin atıklarının fermantasyonun da etkili olurlar. Yine bir bölgedeki flora bakterilerinin yarattıkları ortam koşulları bazı patojen bakterilerin yerleşmesini önlerler.<br />
<span id="more-313"></span><br />
Hastalandırıcı bakteriler, normal floranın bulunduğu bölgelerde, araların da ki rekabet nedeniyle yerleşemezler. Bu nedenle vücudu enfeksiyonlara karşı korumada önemli rolleri vardır.</p>
<p>Normal flora yaşam için önemli rol oynar. Ancak yaşam için gerekli olup olmadığı konularında önemli araştırmalar yapılmıştır. Sonuç olarak anlaşılmıştır ki florasız yaşam söz konusu olamaz. Mikropsuz koşullar da yaşayan hayvanların normal ortamda yaşayan hayvanlardan daha sağlıklı ve uzun süre yaşadıkları görüşmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/floranin-organizmadaki-rolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suların Dezenfeksiyonu</title>
		<link>http://www.cevtek.org/sularin-dezenfeksiyonu/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/sularin-dezenfeksiyonu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 16:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=312</guid>
		<description><![CDATA[Suların dezenfeksiyonun da klor verici maddeler kullanılır. 
Şehir şebekesi suları gibi büyük miktarlardaki suyun dezenfeksiyonun da klorinatör denilen cihazlarla su içerisine gaz şeklinde klor verilir. Etkin bir klorlama da, klorlama işleminden bir saat sonra klorlanmış suda, litrede 0.2 mg bağımsız klor bulunması gerekir.

Az miktarda suyun klorlanması için önce %1 oranında bağımsız klor içeren ana eriyik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Suların dezenfeksiyonun da klor verici maddeler kullanılır. </b></p>
<p>Şehir şebekesi suları gibi büyük miktarlardaki suyun dezenfeksiyonun da klorinatör denilen cihazlarla su içerisine gaz şeklinde klor verilir. Etkin bir klorlama da, klorlama işleminden bir saat sonra klorlanmış suda, litrede 0.2 mg bağımsız klor bulunması gerekir.<br />
<span id="more-312"></span><br />
Az miktarda suyun klorlanması için önce %1 oranında bağımsız klor içeren ana eriyik hazırlanır. Bunun için 1 litre suya toz kireç kaymağından 40 gr ya da ev temizliği için kullanılan klordan 250 mg eklenir. Hazırlanan bu ana çözeltiden bir litre suya üç beş damla karıştırılır. Yeterli dezenfeksiyon sağlanması için en az yirmi dakika beklenmesi gerekir.</p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarının salgıları sırasında, sebze ve meyvelerin yıkanması amacıyla kullanılacak suya bu miktarın 10 katı yoğunlukta klor katılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/sularin-dezenfeksiyonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samsun&#8217;da ölü yunuslar</title>
		<link>http://www.cevtek.org/samsunda-olu-yunuslar/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/samsunda-olu-yunuslar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 18:24:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=255</guid>
		<description><![CDATA[Denize dökülen fuel-oil atığı nedeniyle yüzlerce martı ve balıktan sonra aynı bölgede yunuslar da ölmeye başladı. 
Balıkçıların ihbarı üzerine mobil santralın bulunduğu Samsun&#8217;un Çınarlık Beldesi&#8217;ne giden Jandarma, sahilde çok sayıda ölü yunus buldu.

10 kilometrelik sahil, henüz nereden geldiği saptanamayan fuel-oille kaplı halde.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Denize dökülen fuel-oil atığı nedeniyle yüzlerce martı ve balıktan sonra aynı bölgede yunuslar da ölmeye başladı. </b></p>
<p>Balıkçıların ihbarı üzerine mobil santralın bulunduğu Samsun&#8217;un Çınarlık Beldesi&#8217;ne giden Jandarma, sahilde çok sayıda ölü yunus buldu.<br />
<span id="more-255"></span><br />
10 kilometrelik sahil, henüz nereden geldiği saptanamayan fuel-oille kaplı halde.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/samsunda-olu-yunuslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekoloji</title>
		<link>http://www.cevtek.org/ekoloji/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/ekoloji/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 16:14:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaç incir kuşu (Anthus trivialis)]]></category>
		<category><![CDATA[Ak kuyruksallayan (Motacilla alba)]]></category>
		<category><![CDATA[Çayır incir kuşu (Anthus pratensis)]]></category>
		<category><![CDATA[Dağ incir kuşu (Anthus spinoletta)]]></category>
		<category><![CDATA[Dağ kuyruksallayanı (Motacilla cinerea)]]></category>
		<category><![CDATA[Kır incir kuşu (Anthus campestris)]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl gerdanlı incir kuşu (Anthus cervinus)]]></category>
		<category><![CDATA[Richard incir kuşu (Anthus richardi)]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı başlı kuyruksallayan (Motacilla citreola)]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı kuyruksallayan (Motacilla flava)]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil sırtlı incir kuşu (Anthus hodgsoni)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Ekoloji, bir anlamda çok yeni bir dal sayılırken diğer bir yönden de epey eskidir. Yakın zamana kadar biyolojinin içinde önemsiz bir araştırma dalı gibi görülmüşse de, bitki ve hayvanların çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran bir bilim dalı olarak da ifade edebüiriz. Ekoloji başka bir ifade ile, disiplinler arası bir bilim dalıdır. “Ekoloji”, 1867 yılında ilk olarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekoloji, bir anlamda çok yeni bir dal sayılırken diğer bir yönden de epey eskidir. Yakın zamana kadar biyolojinin içinde önemsiz bir araştırma dalı gibi görülmüşse de, bitki ve hayvanların çevreleriyle olan ilişkilerini araştıran bir bilim dalı olarak da ifade edebüiriz. Ekoloji başka bir ifade ile, disiplinler arası bir bilim dalıdır. “Ekoloji”, 1867 yılında ilk olarak Alman biyoloji uzmanı Ernest Haeckel tarafından kullanılmıştır. Sözcük anlamı, konut veya ev bilimi olarak ifade edilmiştir. Ekoloji, çeşitli türdeki canlıların çevreleri ile uyumlu olarak nasıl yaşamlarını sürdürdüklerini veya bu canlı varlıkların hangi şartlar altında besinlerini ve ihtiyaçlarını karşıladıklarını ve çeşitli fonksiyonların ne tür bir canlı topluluğu içinde yürütüldüğünü inceleyen bilim koludur.<br />
<span id="more-108"></span><br />
Yakın zamana kadar ekoloji, biyolojinin bir kolu olarak flora ve faunanın çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir disiplin olarak tanımlanırken, günümüz koşullarında çevre sorunlarının önem kazanması ve ekolojinin daha iyi anlaşılabilmesi için insan doğa ilişkileri ile de sıkı bir bağlantı içine girmiş ve doğa bilimleri içinde kendinden söz ettirmiştir. Geniş anlamda ekolojinin tüm doğa bilimleri ile olan sınırını ayırmak güçtür.</p>
<p>Canlılar arasındaki ilişkilerde hangi organizmanın hangi organizmayla beslendiği ekolojinin önemli konuları arasındadır. Canlılar arasında beslenme sistemi, bir organizmanın ötekini besin kaynağı elde etmek için yok etmesi şeklindedir. Bunu da ekolojik rekabet olarak ifade edebiliriz. Ekolojinin diğer bilim dallarından ve biyolojiden ayrılan bir yönü de, ekolojinin bir canlıya ait organları ve bu ortam ile çevresindeki cansız ortam arasındaki ilişkileri İnceleme sorumluluğunu da üstlenmiş olmasıdır. Ekolojinin tarifi bir çok yönden yapılmış ve bir çok kere de değişime uğradığı görülmüştür. Bilindiği gibi ilk defa canlı organizmalar arasında ilişkiler öne çıkarılmış ve zamanla gelişen ortam İçinde ilişkiler ağırlık kazanmış, bu suretle ortamın yapısı, karakteri, hatta çeşitli su içi sistemleri incelenmiş ve canlı organizmalarla ortam arasındaki ilişkileri inceleyen bilim kolu olarak ortaya çıkmış ve zamanımızda önemli sorunların çözülmesine ışık tutmuştur.</p>
<p>Ekolojinin Prensipleri</p>
<p>a- Dayanışma<br />
b – Sınırlama<br />
c- Bağlılık</p>
<p>a- Dayanışma: Ekoloji uzmanı Barry Commoner’a göre ekolojinin önemli kuralı, herşeyin bir diğerine ilişkin olmasıdır. Yani, bir organizmanın çalışmasını sürdürebilmesi için diğer bir organizma ile bağlı ve onun etkileşim alanı içinde faaliyet göstermesi gerekir. Ormanlar, ağaçlardan dökülen yaprakların, yine ağaçların kendi kökleri tarafından emilerek, besin maddelerini sağlayabilmeleri için, bulunduğu alandaki mikroskobik organizmalara ihtiyaç gösterir.</p>
<p>b- Sınırlama: Ekosistem içinde hiçbir organizma ya da tür sonsuz büyümez. Yörenin hayvan ve bitki türleri (Flora ve Fauna)’nin toplam sayıları ekosistem kaynaklarına uygun olmalıdır. Örneğin; Dünyanın genel ekosisteminde toplam hayvan enerjisi organik bileşiklerde bulunan güneş enerjisi miktarı ile sınırlanmıştır.</p>
<p>c- Bağlılık: Canlılar ve cansızlar arasında karmaşık, anlaşılması zor karşılıklı bir ilişki vardır. Canlılar yaşamak için birbirlerine bağımlıdırlar. İnsanlar, 02 alabilmek için bitkilere bağımlıdırlar. Bitkiler ise, fotosentez için gerekli CO2′yi havadan alırlar. Havadaki CO2′nin sürekli yenilenmesi, bitkileri, insan ve hayvanları bağımlı kılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/ekoloji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlike altındaki kuş yaralı bulundu</title>
		<link>http://www.cevtek.org/tehlike-altindaki-kus-yarali-bulundu/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/tehlike-altindaki-kus-yarali-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 20:52:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Ak kanatlı toygar (Melanocorypha leucoptera)]]></category>
		<category><![CDATA[Asya kısa parmaklı toygarı (Calandrella cheleensis)]]></category>
		<category><![CDATA[Bayağı toygar (Alauda arvensis)]]></category>
		<category><![CDATA[Boğmaklı toygar (Melanocorypha calandra)]]></category>
		<category><![CDATA[Bozkır toygarı (Calandrella brachydactyla)]]></category>
		<category><![CDATA[Çöl toygarı (Ammomanes deserti)]]></category>
		<category><![CDATA[Çorak toygarı (Calandrella rufescens)]]></category>
		<category><![CDATA[Hüthüt toygarı (Alaemon alaudipes)]]></category>
		<category><![CDATA[Kara toygar (Melanocorypha yeltoniensis)]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük boğmaklı toygar (Melanocorypha bimaculata)]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük çöl toygarı (Ammomanes cinctura)]]></category>
		<category><![CDATA[Kulaklı toygar (Eremophila alpestris)]]></category>
		<category><![CDATA[Orman toygarı (Lullula arborea)]]></category>
		<category><![CDATA[Tepeli toygar (Galerida cristata)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan toy kuşu Muş’ta yaralanmış.
Toy (Otis tarda), nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan ve ‘Hassas’ (Vulnerable) kategorisinde sınıflandırılmış bir tür.

Türe karşı en büyük tehdit uygun yaşam alanlarının yok olması… Yoğun tarımın yaygınlaşmasıyla artan makine, kimyasal ilaç ve gübre kullanımı toyların üreme başarısını düşürüyor. İnsan baskısının artması da tehditler arasında. Özellikle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan toy kuşu Muş’ta yaralanmış.</b></p>
<p>Toy (Otis tarda), nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan ve ‘Hassas’ (Vulnerable) kategorisinde sınıflandırılmış bir tür.<br />
<span id="more-110"></span><br />
Türe karşı en büyük tehdit uygun yaşam alanlarının yok olması… Yoğun tarımın yaygınlaşmasıyla artan makine, kimyasal ilaç ve gübre kullanımı toyların üreme başarısını düşürüyor. İnsan baskısının artması da tehditler arasında. Özellikle kur gruplarının oluştuğu alanlarda rahatsız edilmeleri üreme başarısını düşürmekte. Büyük ve manevra kabiliyeti az olan bir kuş olduğundan elektrik telleri ile çarpışmalar sonucunda yaralanma ve ölümler olmakta. Türün yasadışı avlanması halen sürmekte olan önemli bir tehdit.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan 500 toy kuşunun 295′inin Muş Ovası’nda olduğu biliniyor.</p>
<p>Son olarak bunlardan biri Muş’ta yaralı olarak bulundu ve Alparslan Tarım İşletme Müdürlüğü’nde koruma altına alındı. Muş Valisi Erdoğan Bektaş, nesli tükenme tehlikesi altında olan ve yaralı halde Muş Ovası’nda bulunan toy kuşunun bakıma alındığı Alparslan Tarım İşletme Müdürlüğü’nü ziyaret ederek, kuş hakkında bilgi aldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/tehlike-altindaki-kus-yarali-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçak avcılar doğayı tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.cevtek.org/kacak-avcilar-dogayi-tehdit-ediyor/</link>
		<comments>http://www.cevtek.org/kacak-avcilar-dogayi-tehdit-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 20:53:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ceger</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Alaca örümcek kuşu (Lanius nubicus)]]></category>
		<category><![CDATA[Bozkır örümcekkuşu (Lanius meridionalis)]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük örümcek kuşu (Lanius excubitor)]]></category>
		<category><![CDATA[Kara alınlı örümcek kuşu (Lanius minor)]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl başlı örümcek kuşu (Lanius senator]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl kuyruklu örümcek kuşu (Lanius isabellinus)]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl sırtlı örümcek kuşu (Lanius collurio)]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun kuyruklu örümcek kuşu (Lanius schach)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cevtek.org/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki dağlarda yaşayan, ”kayaların usta tırmanıcısı” olarak bilinen çengel boynuzlu dağ keçilerinin kaçak avcılık tehdidi altında olduğu, özellikle son 20 yılda, yaşadıkları birçok alanda sayılarının azaldığı, bazı yerlerde de yok oldukları bildirildi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Bilgin,  biyolojik çeşitlilik açısından oldukça [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><b>Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki dağlarda yaşayan, ”kayaların usta tırmanıcısı” olarak bilinen çengel boynuzlu dağ keçilerinin kaçak avcılık tehdidi altında olduğu, özellikle son 20 yılda, yaşadıkları birçok alanda sayılarının azaldığı, bazı yerlerde de yok oldukları bildirildi.</b></p>
<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Bilgin,  biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’de birçok canlı türünün çeşitli nedenlerle tehlike altında olduğunu belirtti.<br />
<span id="more-111"></span><br />
Çengel boynuzlu dağ keçisinin de tehlike altındaki türlerden biri olduğunu ifade eden Bilgin, özellikle Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki dağlarda yaşayan bu hayvanın, dünyada toplam 11 alt türü bulunduğunu belirtti. Alpin ekosisteminin vazgeçilmezi olan çengel boynuzlu dağ keçisinin, Türkiye’de özellikle Anadolu’ya özgü ”Rupicapra rupicapra asiatica” alt türünün yaşadığını kaydeden Bilgin, türün karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin özellikle Rize-Fındıklı-Ardeşen-Çamlıhemşin, Trabzon Karçal Dağları’nın bazı yaylalarında ve Erzurum-İspir, Verçenik, Bingöl, Erzincan Munzur Dağları ve Sansa Deresi civarında rastlanan kaçak avcılık olduğuna dikkati çekti. Bilgin, şunları söyledi:”Bakanlığın tüm koruma çabalarına karşın, çengel boynuzlu dağ keçilerini günümüzde en çok kaçak avcılık tehdit ediyor. İkinci tehdit ise Kaçkarlar’da turizm şirketlerinin bazı etkinlikleri… Son yıllarda Kaçkar Dağlarında heliski denen ve 2500-3000 metre yükseklikte kayakçıların helikopterlerden atlayışı sırasında bu hayvanlara çok yaklaşılması onları rahatsız ediyor. Bazen helikopterler veya kayakçının kendisi çığ düşmesine sebep olabiliyor.</p>
<p>Kesin olarak belirlenemeyen diğer bir tehdit ise heliskinin hayvanların düşük yapmalarına neden olduğu… Öte yandan bu helikopterler Çevre ve Orman Bakanlığı ekipleri tarafından kışın hayvanlara ot atmak için de kullanılıyor. Yapılan çalışmalara göre özellikle son 20 yılda türün yaşadığı birçok alanda sayılarının azaldığı, kimi yerlerde yok olduğu ve özellikle kışın görülen grup büyüklüğünün küçüldüğü saptanmıştır. Hem Kaçkarlar’da hem de Karçal Dağları’nda tespitlerimiz ve gözlemlerimiz var. Eskiden birbirine bağlı olan popülasyonlarda, birçok yayla ya da mezrada yanlış yol yapımı, büyük barajların yol açtığı habitat bozulması ve parçalanması nedeniyle belirgin olarak izole olma söz konusu.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cevtek.org/kacak-avcilar-dogayi-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

